Bugün buraya ilk yazmaya başlarkenki amacıma uygun bir şeyler yazacağım. Çok edebi takılmayabilirim yani... Bugün biraz dertleşmek istiyorum kendimle. Yaptıklarımdan pişman mıyım değil miyim anlamak için...
Hayatım boyunca herhalde arkadaşlar açısından özürlü bir insan oldum ben. Ortaokulda en yakın arkadaşım bir erkekti(benim açımdan tabii, onun beni öyle görmediğine eminim)ve zaten sonradan o da okuldan atıldı. Ben ise "hem çalışkan, hem sivri" öğrenci modeli olarak tüm hızımla kendim olmaya devam ettim. Kız arkadaşlarımın hepsinin aslında yakın olsalar da her dakika arkamdan bir şeyler yapacakları hissine kapılıyordum nedense.
Mütevazi olmak isterdim aslında bu konuda ama hayatım boyunca iyi bir insan olmak için elimden geleni yaptım ve öyle olduğuma da inanıyorum. Bu sıralar çok fazla gocunduğumdan olacaktır ki biraz arkadaşlarımı başkalarıyla irdelemek durumunda kalıyorum. Yaptıkları ve beğenmediğim davranışlarını önce başkasıyla konuşmak doğru mu bilmiyorum ama yüzlerine söylersem sonuçta bir şey değişmeyeceğini de biliyorum. Hem dedikodu değil yaptığım, sadece olaylar üzerinde konuşmak ve bunlarda o kişilerin hoşlanmayacağı hiçbir şeyi söylemiyorum. Az çok kendilerinin de tahmin edebileceği ve yaptıklarının farkında oldukları şeyler aslında konuştuklarım.
Neyse ki, üniversitede gerçekten bir sürü güzel arkadaşlıklar kurma fırsatım oldu. Lisedekinin tersine bana güven duygusunu verebilen insanlarla karşılaştım. Sevdiğin kadar seni seven, sevmese de saygı göstermesini öğrenmiş düzgün insanlar vardı karşımda. Sanırım şansım yaver gitti üniversiteye ilk girdiğim zamanlar ki, benim için çok değerli olduğuna o zaman da karar verdiğim, asıl arkadaşlarım olarak nitelendirdiğim kişiler hala benim yanımdalar.
Her zaman şu mantığı güdüyorum yaptıklarımda; "Sevdiğin kadar sevilirsin ve değer verdiğin kadar değer görürsün." Belki bu yüzden çok acı çektim. Gereksiz değer verdiğim insanlar oldu zamanında. Ama onlara verdiğim değer o ya da bu şekilde beni farklı anlarda buldu. Pişman olmadım mı? Elbette oldum. Neden böyle yaptığımı çoğu kez sorguladım. Kendimi, duygularımı, özümü, yolumun doğruluğunu... Oturup tabii teker teker "Neden?" demedim her biri için... Ama aslında düşünecek çok zamanı var insanın. Bilirsiniz; sessiz olduğumuz her dakika aklımızdan aslında bir şeyler geçiyordur. Şarkılar, sessizlik, okuduklarımız, gördüklerimiz, resimler, fotoğraflar, belki bir sakızın kabı bizi ne kadar derin düşüncelere doğru sürükler... Her an bir şeyler düşünürüz aslında. Ben de düşünürken kendimi irdeleme şansına erdim. Pişmanlıklarımla yüzleştim. Bir daha asla dediğim şeyin aslında bundan sonra ihtiyacım olan tek şey olduğunu fark ettim bazen. (Misal : Bir daha aşkı hayatımda asla islemediğimi söylüyordum. Sonra ruhumun ve benim aşka, bir insanın sevgiye ve şefkata, ne kadar ihtiyacı olduğunu fark ettim. Pişman değildim aşık olduğumdan, bitmiştiyse de yenisi olsun istedim.)
Şimdi pişman mıyım ben yaptıklarımdan? "Ne yaptım ben!?" diyorum yine kendi kendime bu aralar, sıkça... Oysa ne yaptım ki? Bu elimdeki ilk ve son hayatsa, sonrasından emin olmadığım şu fani dünyada mutlu olmak için bir adım atmaya kalktım sadece. Kaybedeceğimiz o kadar çok şey varken, neden mutluluğu elde etmek için bazı şeyleri kaybetmeyi göze almayalım? Sonunda belki asla erişemeyeceğimizi düşündüğümüz, dünyada var olduğundan ümidi kestiğimiz şeyler etrafımızı sarar diye neden ümit etmeyelim? Bu ümitlerle döküldü sözcükler ağzımdan... Daha doğrusu ağzımdan dökülürken korku yine geldi yüreğime. Sözcükler dolandı, düğüm oldu kemiksiz dilimde...
Sonra düğüm yer değiştirdi. Beynim düğüm düğüm oldu, kalbim boğuldu. Ardından sözcükler parmaklardan çıktı bu sefer. Sessizlik... Hala sessizlik...
İnsanı sessizlik pişman eder, perişan eder, halsiz bırakır, yorgun düşürür... Beklenen sözleri duyamayan kulağın iziyle kalbi sağırlaşır insanın...
Pişman mıyım? İstemiyorum pişman olmak!
Beklemek... Bekliyorum hala... Beklemek de pişmanlığa doğru ittiriyor beni ardımdan sessizce. Ya da kalbim sağırlaştığı için ben duymuyorum.
Aslında her şey o kadar açık ki, hem sağır, hem kör, hem de aptalım ben sanırım. Boşa yeşeren ümitleri baharın yine beni, çırılçıplak, kışa terk edecekler...
"Aldanma! Sonbaharın yerlere dökülmüş sarı yaprakları hep böyle değildirler,
Ağacı kışa çırılçıplak terk etmekten çok önceleri, aslında onlar da yeşildiler… "
(Güremek,N.H., "Diriliş", 14 Kasım 2007 Çarşamba, 01:04:34)
İyi ki edebiyat yapmayacağım dedim. Ama edebiyat sayılmaz bunlar, çünkü gerçekten hissettiklerimden başka hiçbir şey söylemedim ve rahatlamaya çalıştım... İşe yarayıp yaramayacağını ilerleyen zamanlarda göreceğim.
Sessizlikte bekliyorum...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder