Alışkanlık edinmek kadar zor bir şey yok sanırım benim için. Blog'a yazı yazmak da bunun en güzel örneği oldu! Gerçi her gün yazı yazmak ve anlatacak bir şeyler bulmak çok kolay değil takdir edersiniz ki.
Az önce bahçeden içeri girdim. Sanki Nisan'da değil de Haziran'ın ortasındaymış gibi bir hava vardı bugün. Annem bahçedeki otlarla uğraşırken ben de bahçede yazı yazmak umudu ile laptop'ı kucaklayıp bahçedeki masaya kuruldum bir güzel. Heyhat, güneş ekranı öyle parlatıyordu ki ekranda kendi yansımamdan başka hiçbir şey göremedim. Çeşitli açılardan görme denemelerinde bulunduysam da başarılı olamadım ve içeri girene kadar beklemem gerekti. Şükür kavuşturana diyelim... Birkaç gündür zaten yazasım geliyor ama fırsatı bir türlü yaratamıyordum. Nihayet buradayım şimdi, aklımda yazacak pekbir şey yok ama yazmak rahatlatıyor. O yüzden saçmalarsam sizden şimdiden özür dilerim ^_^
Bugün, ne alaka bilmiyorum, ama anneme kahvesini hazırlarken yine aklımdan "Neden?" diye sorup duruyordum. Bu sefer neyin nedenini merak etmiştim? Tabii ki yine biraz isyankardım ama istemediğimiz olayların neden bizi çok arayıp da bulmuşlar gibi büyük bir zevkle bize acı verdikleri yeni merak konumdu. (Adamın başına ne gelirse ya meraktan, ya meraktan... Sonunda ben de tahtalardan birkaçını kaybedeceğim gibi görünüyor?)
Sordum kendime, "biz mi istiyoruz acaba acıyı hissetmeyi biraz?". Abartılması gereksiz olan, en ufak bir kötü olayda dahi hemen kendimizi acıya teslim etmemiz, biraz da bizden mi kaynaklanıyor ki? Kendimiz mi istiyoruz böyle olmasını az da olsa? Ya da belki çokça...
Ya da düşündüğümüz kadar iyi değil miyiz aslında? Kendine toz kondurmak istemez kimse. Ben de iyi bir insan olduğuma inandığımı söylemiştim daha önceki yazımda zaten. Eminim kimse de "Ben kötüyüm ve insanlara kötülük yapmaktan, ağlatmaktan falan inanılmaz keyif alıyorum." demez gerçekten böyle biri olduğunu bilse de... Hani bazen, akabinde anında "ne diyorum ben ya!?" deyip değiştirdiğimiz çirkin fikirleri de sonuçta biz düşünmüyor muyuz? Demek ki kendi sözümü kendim yutacağım ve şimdi kavramalıyım ki aslında "çok iyi" olan hiç kimse yoktur. Amma ve lâkin, iyi olmaya çabalamak her zaman güzel bir şeydir ve takdir edilesidir. Denemelerde başarılı olunması halinde mutluluk verici, huzur sağlayıcı olduğunu inkar etmek de saçmalık olacaktır.
Az önce bahçeden içeri girdim. Sanki Nisan'da değil de Haziran'ın ortasındaymış gibi bir hava vardı bugün. Annem bahçedeki otlarla uğraşırken ben de bahçede yazı yazmak umudu ile laptop'ı kucaklayıp bahçedeki masaya kuruldum bir güzel. Heyhat, güneş ekranı öyle parlatıyordu ki ekranda kendi yansımamdan başka hiçbir şey göremedim. Çeşitli açılardan görme denemelerinde bulunduysam da başarılı olamadım ve içeri girene kadar beklemem gerekti. Şükür kavuşturana diyelim... Birkaç gündür zaten yazasım geliyor ama fırsatı bir türlü yaratamıyordum. Nihayet buradayım şimdi, aklımda yazacak pekbir şey yok ama yazmak rahatlatıyor. O yüzden saçmalarsam sizden şimdiden özür dilerim ^_^
Bugün, ne alaka bilmiyorum, ama anneme kahvesini hazırlarken yine aklımdan "Neden?" diye sorup duruyordum. Bu sefer neyin nedenini merak etmiştim? Tabii ki yine biraz isyankardım ama istemediğimiz olayların neden bizi çok arayıp da bulmuşlar gibi büyük bir zevkle bize acı verdikleri yeni merak konumdu. (Adamın başına ne gelirse ya meraktan, ya meraktan... Sonunda ben de tahtalardan birkaçını kaybedeceğim gibi görünüyor?)
Sordum kendime, "biz mi istiyoruz acaba acıyı hissetmeyi biraz?". Abartılması gereksiz olan, en ufak bir kötü olayda dahi hemen kendimizi acıya teslim etmemiz, biraz da bizden mi kaynaklanıyor ki? Kendimiz mi istiyoruz böyle olmasını az da olsa? Ya da belki çokça...
Ya da düşündüğümüz kadar iyi değil miyiz aslında? Kendine toz kondurmak istemez kimse. Ben de iyi bir insan olduğuma inandığımı söylemiştim daha önceki yazımda zaten. Eminim kimse de "Ben kötüyüm ve insanlara kötülük yapmaktan, ağlatmaktan falan inanılmaz keyif alıyorum." demez gerçekten böyle biri olduğunu bilse de... Hani bazen, akabinde anında "ne diyorum ben ya!?" deyip değiştirdiğimiz çirkin fikirleri de sonuçta biz düşünmüyor muyuz? Demek ki kendi sözümü kendim yutacağım ve şimdi kavramalıyım ki aslında "çok iyi" olan hiç kimse yoktur. Amma ve lâkin, iyi olmaya çabalamak her zaman güzel bir şeydir ve takdir edilesidir. Denemelerde başarılı olunması halinde mutluluk verici, huzur sağlayıcı olduğunu inkar etmek de saçmalık olacaktır.
Yaptığımız iyilikleri karşılık beklemeden yapmamız da çok önemli başka bir nokta gibime geldi şimdi düşünürken. Birisine iyi davranmak, karşılığında iyi şeyler olacağını bekleyerek yapılırsa pek de bir önemi kalmayacaktır. Kimi zaman tanımadığımız birine iyilik yapmak bizi çok daha huzurlu kılabilir. Bazen de en sevdiğimiz arkadaşlarımızdan birine yardım ederken bile boğulduğumuzu hissetmemiz olasılığı vardır. (Yardım ederken değil de dinlerken bu hissi yaşamış olduğumu kabul ediyorum.) O zaman durup düşünmek gerekir, bir dünya söylenince ne değeri kalmış oluyor ki yaptığınızın?
Bence iyilik yapmak yine biraz bencilcedir. Yani, güzel bir huzur hissederiz iyilik yapınca yüreğimizde, kendimizi daha mutlu hissedebilmek gibi bir amacımız da vardır az da olsa. Sadece karşımızdaki insan ya da varlık {bir hayvana da iyilik yapılabilir veyahut bir bitkiye:)} mutlu olsun diye yapılmaz bu.[Yapıyorum diyen bence yaptıklarının sonrasında kendinde olan huzursal değişimin de farkına henüz varmamış demektir.] Demek istediğim; ne kadar içten olursa olsun davranışımız, biraz da kendimizi düşünüyoruzdur. Sonuçta az önce dediğim o boğulma hissini yaşaya yaşaya iyilik yapmayı isteyecek kaç kişi vardır ki dünyada?
Çok yazıyorum, yazarken de hep soru soruyorum. Çoğunun cevapları soruların içinde. Kimileri kafamda, bazılarının cevapları da sizin beyninizde oluşacaktır zaten ^_~
Sınav haftası nedeniyle şimdilik bir "es"... Yarın veya haftasonu bahçeye çıkıp yazabilmeyi hedefliyorum! Ve birkaç mısrayı ekliyorum yazımın sonuna hemen,
"Bana yaptıklarını senden daha fazla kim anlar ki?
Her seferinde kaçan gözlerini gözlerimden,
Söyle kim benden daha iyi yakalar?
Döküntülerimi toplayamadım kalbimdeki son tozlar yere döküleli
Şimdi gözlerimden süzülmüş yaşlarla birleşmişler
Balçığa bulanmış bedenim, huzursuzum ve üstüm başım kirli...
Temize çıkıp da, ak pak pamuklar gibi,
Sevgiyle yumuşayıp
Senin güzel yüreğine bir şekilde
Çok geçmeden,
Geri dönmeli!"
Görüşmek üzere!
GÜREMEK, N. H.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder