23 Mart 2008 Pazar

İlk Yazı...

Son zamanlarda insanları anlamaya çalışmaktan yorulduğumu hissediyorum. Ya onlar çok anlaşılmaz haldeler ya da benim algılarımda bir bozukluk oluştu. Ne oldu ne bitti pek farkında değilim ama bildiğim tek şey varsa o da yorgunum, hem de çok...
Yeni bir gün daha başladı hayatta... Çalmak için, harcayıp bitirmek için zamanı aldırmadan hiçbir şeye, yepyeni bir güne başladık. Bu yayınladığım ilk blog olacak(daha önce denemelerimi yayınladığım yerler oldu ama blog biraz daha alışkanlık olsun istediğim bir şey, o yüzden bu bir başlangıç benim için). Aslında bugünümü anlatmak isterdim ama anlatacak pek bir şeyim yok. Bugün boş geçti, hiçbir şey öğrenmedim, bildiklerime yeni şeyler ekleyemedim... Boşa harcadığım onlarca, belki yüzlerce günden bir tanesiydi işte...
Neyse, çok dağılmadan girişte belirttiğim yorgunluğumu irdeleyeyim bari. Şu anda üniversite son sınıfta öğrenciyim. Birinci sınıfta yazdığım bir yazıyı anımsıyorum. Anlaşmanın karşılıklı bir şey olduğundan bahsetmiştim... Hemen alıntı yapmak istiyorum bu noktada. Şöyleydi kurduğum cümleler o yazıda :
"Demek istediğim şu ki anlaşılmak zor zanaat, anlatma yetisine ve anlama yetisine sahip en az iki insan lazım bunun için... Bunları bulma olasılığı nedir? Yaşanmışlıklar içinde böyle insanların var olduğunu görebilmiş kimse var mıdır ben bilmiyorum ama insan oğlu anlaşılmazdır... Genelleme yapmak çok doğru olmadı sanırım o zaman şöyle düzeltelim; kişiliği olan her insan, gerçekten insan olan her insan anlaşılmamaya biraz mahkumdur?"
Evet, yaşanmışlıklar içerisinde, bu 4 senede, ne kendisini tam olarak anlatabileni ne de birisini kusursuzca anlayabilen bir insanı tanımış değilim. Kendim de anlama kısmında özellikle çok zorluk çekiyorum. Anlatma kısmına hiç girmesem daha doğru... Kelimeler yazarken parmaklardan çıktığı kadar kolay çıkmıyor insanın ağzından. Kafanda toparladığın cümleleri aktarabilmek, tam olarak düşündüğünü doğru bir şekilde yansıtabilmek ise ne yazılı ne de sözlü olarak yapılabilinmesi halinde mucize olarak dünyanın dört bir yanına yayılması gereken bir olayın mevcudiyetinin habercisidir, bir nevi.
İşte tüm olanlardan, tüm anlatılamayan ve saklı kalan, beyinden impuls iletim hızı kadar hızlı geçen o kelimeri ağızdan veya parmaklardan aynı hızla çıkarabilmenin imkansızlığından ötürü, zor bu hayat! Zor olduğu için de yorucu... Vücut yorulmasa da beyin o kadar yoruluyor ki...
Düşün, düşün, düşünn... Nereye kadar? O beyine yazık değil mi, sana yazık değil mi, düşünürken yüzlerce damlanın düştüğü gözlerine yazık değil mi? Keşke insanın elinde olsa, keşke istediğin kişiyi istediğin kadar anlayabilsen. Belki mümkün olabilir eğer o insan sana anlamak istediğin kadar şeyi anlatabilirse.
İmkansızlıklar içinde, yorgunluklara yenik düşmüş bir beyine sahip olarak günümü noktalandırıp uyumak istiyorum şimdi... Yarının daha anlaşılabilir, daha az yorucu, güzel bir Pazar günü olmasını, huzurun etrafımı olanca endamıyla sarmasını, kötülük ve de umutsuzlukların saldırılarına karşılık bir zırh gibi mutluluğun beni korumasını diliyorum, bugünden...
Biliyorum çok şey gibi gözüküyor ama olur ya bir kısmı tutar belki...

Özlediğim gözler gözlerime yabancılaşmış benden uzaklarda
Bana döndüğünde gülümser gördüğüm o dudaklar kurumuş umutsuz aklımda
Uykuya dalsam yine her şey eskisi gibi olsa,
Mevsim kışa varmışsa da yapraklar dökülmemiş, güller solmamış olsa...
Bir yandan sen sarsan bedeni usulca,
Bir yandan ben sana sokulsam ve aşk kanımı ısıtsa,
Üşüyen fikrime çare gerçekten beni arasa da bugün bulsa..?

Hiç yorum yok: