25 Mart 2008 Salı

Face Off - Pt2

Bugün buraya ilk yazmaya başlarkenki amacıma uygun bir şeyler yazacağım. Çok edebi takılmayabilirim yani... Bugün biraz dertleşmek istiyorum kendimle. Yaptıklarımdan pişman mıyım değil miyim anlamak için...
Hayatım boyunca herhalde arkadaşlar açısından özürlü bir insan oldum ben. Ortaokulda en yakın arkadaşım bir erkekti(benim açımdan tabii, onun beni öyle görmediğine eminim)ve zaten sonradan o da okuldan atıldı. Ben ise "hem çalışkan, hem sivri" öğrenci modeli olarak tüm hızımla kendim olmaya devam ettim. Kız arkadaşlarımın hepsinin aslında yakın olsalar da her dakika arkamdan bir şeyler yapacakları hissine kapılıyordum nedense.
Mütevazi olmak isterdim aslında bu konuda ama hayatım boyunca iyi bir insan olmak için elimden geleni yaptım ve öyle olduğuma da inanıyorum. Bu sıralar çok fazla gocunduğumdan olacaktır ki biraz arkadaşlarımı başkalarıyla irdelemek durumunda kalıyorum. Yaptıkları ve beğenmediğim davranışlarını önce başkasıyla konuşmak doğru mu bilmiyorum ama yüzlerine söylersem sonuçta bir şey değişmeyeceğini de biliyorum. Hem dedikodu değil yaptığım, sadece olaylar üzerinde konuşmak ve bunlarda o kişilerin hoşlanmayacağı hiçbir şeyi söylemiyorum. Az çok kendilerinin de tahmin edebileceği ve yaptıklarının farkında oldukları şeyler aslında konuştuklarım.
Neyse ki, üniversitede gerçekten bir sürü güzel arkadaşlıklar kurma fırsatım oldu. Lisedekinin tersine bana güven duygusunu verebilen insanlarla karşılaştım. Sevdiğin kadar seni seven, sevmese de saygı göstermesini öğrenmiş düzgün insanlar vardı karşımda. Sanırım şansım yaver gitti üniversiteye ilk girdiğim zamanlar ki, benim için çok değerli olduğuna o zaman da karar verdiğim, asıl arkadaşlarım olarak nitelendirdiğim kişiler hala benim yanımdalar.
Her zaman şu mantığı güdüyorum yaptıklarımda; "Sevdiğin kadar sevilirsin ve değer verdiğin kadar değer görürsün." Belki bu yüzden çok acı çektim. Gereksiz değer verdiğim insanlar oldu zamanında. Ama onlara verdiğim değer o ya da bu şekilde beni farklı anlarda buldu. Pişman olmadım mı? Elbette oldum. Neden böyle yaptığımı çoğu kez sorguladım. Kendimi, duygularımı, özümü, yolumun doğruluğunu... Oturup tabii teker teker "Neden?" demedim her biri için... Ama aslında düşünecek çok zamanı var insanın. Bilirsiniz; sessiz olduğumuz her dakika aklımızdan aslında bir şeyler geçiyordur. Şarkılar, sessizlik, okuduklarımız, gördüklerimiz, resimler, fotoğraflar, belki bir sakızın kabı bizi ne kadar derin düşüncelere doğru sürükler... Her an bir şeyler düşünürüz aslında. Ben de düşünürken kendimi irdeleme şansına erdim. Pişmanlıklarımla yüzleştim. Bir daha asla dediğim şeyin aslında bundan sonra ihtiyacım olan tek şey olduğunu fark ettim bazen. (Misal : Bir daha aşkı hayatımda asla islemediğimi söylüyordum. Sonra ruhumun ve benim aşka, bir insanın sevgiye ve şefkata, ne kadar ihtiyacı olduğunu fark ettim. Pişman değildim aşık olduğumdan, bitmiştiyse de yenisi olsun istedim.)
Şimdi pişman mıyım ben yaptıklarımdan? "Ne yaptım ben!?" diyorum yine kendi kendime bu aralar, sıkça... Oysa ne yaptım ki? Bu elimdeki ilk ve son hayatsa, sonrasından emin olmadığım şu fani dünyada mutlu olmak için bir adım atmaya kalktım sadece. Kaybedeceğimiz o kadar çok şey varken, neden mutluluğu elde etmek için bazı şeyleri kaybetmeyi göze almayalım? Sonunda belki asla erişemeyeceğimizi düşündüğümüz, dünyada var olduğundan ümidi kestiğimiz şeyler etrafımızı sarar diye neden ümit etmeyelim? Bu ümitlerle döküldü sözcükler ağzımdan... Daha doğrusu ağzımdan dökülürken korku yine geldi yüreğime. Sözcükler dolandı, düğüm oldu kemiksiz dilimde...
Sonra düğüm yer değiştirdi. Beynim düğüm düğüm oldu, kalbim boğuldu. Ardından sözcükler parmaklardan çıktı bu sefer. Sessizlik... Hala sessizlik...
İnsanı sessizlik pişman eder, perişan eder, halsiz bırakır, yorgun düşürür... Beklenen sözleri duyamayan kulağın iziyle kalbi sağırlaşır insanın...
Pişman mıyım? İstemiyorum pişman olmak!
Beklemek... Bekliyorum hala... Beklemek de pişmanlığa doğru ittiriyor beni ardımdan sessizce. Ya da kalbim sağırlaştığı için ben duymuyorum.
Aslında her şey o kadar açık ki, hem sağır, hem kör, hem de aptalım ben sanırım. Boşa yeşeren ümitleri baharın yine beni, çırılçıplak, kışa terk edecekler...


"Aldanma! Sonbaharın yerlere dökülmüş sarı yaprakları hep böyle değildirler,
Ağacı kışa çırılçıplak terk etmekten çok önceleri, aslında onlar da yeşildiler… "
(Güremek,N.H., "Diriliş", 14 Kasım 2007 Çarşamba, 01:04:34)

İyi ki edebiyat yapmayacağım dedim. Ama edebiyat sayılmaz bunlar, çünkü gerçekten hissettiklerimden başka hiçbir şey söylemedim ve rahatlamaya çalıştım... İşe yarayıp yaramayacağını ilerleyen zamanlarda göreceğim.
Sessizlikte bekliyorum...

23 Mart 2008 Pazar

İlk Yazı...

Son zamanlarda insanları anlamaya çalışmaktan yorulduğumu hissediyorum. Ya onlar çok anlaşılmaz haldeler ya da benim algılarımda bir bozukluk oluştu. Ne oldu ne bitti pek farkında değilim ama bildiğim tek şey varsa o da yorgunum, hem de çok...
Yeni bir gün daha başladı hayatta... Çalmak için, harcayıp bitirmek için zamanı aldırmadan hiçbir şeye, yepyeni bir güne başladık. Bu yayınladığım ilk blog olacak(daha önce denemelerimi yayınladığım yerler oldu ama blog biraz daha alışkanlık olsun istediğim bir şey, o yüzden bu bir başlangıç benim için). Aslında bugünümü anlatmak isterdim ama anlatacak pek bir şeyim yok. Bugün boş geçti, hiçbir şey öğrenmedim, bildiklerime yeni şeyler ekleyemedim... Boşa harcadığım onlarca, belki yüzlerce günden bir tanesiydi işte...
Neyse, çok dağılmadan girişte belirttiğim yorgunluğumu irdeleyeyim bari. Şu anda üniversite son sınıfta öğrenciyim. Birinci sınıfta yazdığım bir yazıyı anımsıyorum. Anlaşmanın karşılıklı bir şey olduğundan bahsetmiştim... Hemen alıntı yapmak istiyorum bu noktada. Şöyleydi kurduğum cümleler o yazıda :
"Demek istediğim şu ki anlaşılmak zor zanaat, anlatma yetisine ve anlama yetisine sahip en az iki insan lazım bunun için... Bunları bulma olasılığı nedir? Yaşanmışlıklar içinde böyle insanların var olduğunu görebilmiş kimse var mıdır ben bilmiyorum ama insan oğlu anlaşılmazdır... Genelleme yapmak çok doğru olmadı sanırım o zaman şöyle düzeltelim; kişiliği olan her insan, gerçekten insan olan her insan anlaşılmamaya biraz mahkumdur?"
Evet, yaşanmışlıklar içerisinde, bu 4 senede, ne kendisini tam olarak anlatabileni ne de birisini kusursuzca anlayabilen bir insanı tanımış değilim. Kendim de anlama kısmında özellikle çok zorluk çekiyorum. Anlatma kısmına hiç girmesem daha doğru... Kelimeler yazarken parmaklardan çıktığı kadar kolay çıkmıyor insanın ağzından. Kafanda toparladığın cümleleri aktarabilmek, tam olarak düşündüğünü doğru bir şekilde yansıtabilmek ise ne yazılı ne de sözlü olarak yapılabilinmesi halinde mucize olarak dünyanın dört bir yanına yayılması gereken bir olayın mevcudiyetinin habercisidir, bir nevi.
İşte tüm olanlardan, tüm anlatılamayan ve saklı kalan, beyinden impuls iletim hızı kadar hızlı geçen o kelimeri ağızdan veya parmaklardan aynı hızla çıkarabilmenin imkansızlığından ötürü, zor bu hayat! Zor olduğu için de yorucu... Vücut yorulmasa da beyin o kadar yoruluyor ki...
Düşün, düşün, düşünn... Nereye kadar? O beyine yazık değil mi, sana yazık değil mi, düşünürken yüzlerce damlanın düştüğü gözlerine yazık değil mi? Keşke insanın elinde olsa, keşke istediğin kişiyi istediğin kadar anlayabilsen. Belki mümkün olabilir eğer o insan sana anlamak istediğin kadar şeyi anlatabilirse.
İmkansızlıklar içinde, yorgunluklara yenik düşmüş bir beyine sahip olarak günümü noktalandırıp uyumak istiyorum şimdi... Yarının daha anlaşılabilir, daha az yorucu, güzel bir Pazar günü olmasını, huzurun etrafımı olanca endamıyla sarmasını, kötülük ve de umutsuzlukların saldırılarına karşılık bir zırh gibi mutluluğun beni korumasını diliyorum, bugünden...
Biliyorum çok şey gibi gözüküyor ama olur ya bir kısmı tutar belki...

Özlediğim gözler gözlerime yabancılaşmış benden uzaklarda
Bana döndüğünde gülümser gördüğüm o dudaklar kurumuş umutsuz aklımda
Uykuya dalsam yine her şey eskisi gibi olsa,
Mevsim kışa varmışsa da yapraklar dökülmemiş, güller solmamış olsa...
Bir yandan sen sarsan bedeni usulca,
Bir yandan ben sana sokulsam ve aşk kanımı ısıtsa,
Üşüyen fikrime çare gerçekten beni arasa da bugün bulsa..?