8 Haziran 2008 Pazar

The Hardest Part

Her zamanki gibi yine biraz sıkıcı bir ruh haline büründüğümde yazı yazmaya başvuruyorum şimdi de. Hayır, kendimi kötü hissetmiyorum. Biraz havanın melankolisi belki de şu anda hissettiğim. Öğlen kalktığımda ara ara güneşi görebildiysem de, şimdi tamamen gri bir gökyüzü var dışarıda. Bunun sonucu olarak da biraz daha sıkılgan hale gelmiş bulunuyorum.

Birkaç gün önce sıcaktan imdat çağrıları yapmamıza neden olan hava bugün kafamıza kocaman buz parçaları fırlatarak bizi şaşırttı yine. Eh, ne de olsa İstanbul'dayız... Havasının ne kadar değişken olduğunu zaten herkes biliyor. Benim ruhum da biraz İstanbul'a ayak uydurdu galiba. Devamlı değişiyorum. Sabahlarımın akşamlarıma uymaması bir yana, sanki her sabah farklı bir ben uyanıyor güne. Önceki gün çok kararlı, sabah uyanınca her şeye üşenen bir ben. Önceki gün ağlayan, sabah ise etrafa gülücükler saçan bir ben. Bir ben ve bir ben daha, her günü farklı ve her günü sıradanlıkla dolu, ona hiçbir şey kazandırmayan bir ben.

Bu aralar çok kararsızım. Biraz hırsım olsa belki bu kadar zorlanmazdım karar verirken. Ne istediğimi bilsem, istediğim şeye yönelmiş olsam, şimdi bu durumda olmazdım. Biliyorum. Kafamdakiler belki de her üniversitenin son sınıfına gelmiş insanın kafasını meşgul eden konular. Ama etrafıma bakınca bu zamana kadar hala ne istediğine karar verememiş yalnız ben varmışım gibi görüyorum. Şimdi 20 yaşındayım. (Tam bir hafta sonra 21 olacağım! ^_^) Bu zamana kadar hiç büyük riskler almadım.*Zaten bu 20 senenin ne kadarında "benliğim" tam olarak kendini göstermiştir ki?* Kendimi tehlikeye atmak yerine, hep garantici yaklaştım olaylara. Yalnız bu sene biraz daha bilinçlenmiş olacağım ki; bir şey için riske girmeye değeceğini düşündüm. Ne kaybettim, ne de kazandım. Evet kaybettiğim bir şeyler vardı ama korktuğum kadar da korkunç olmadığını fark ettim. Acı zaten çekmiyor muyuz illa ki? *Bazılarına sorarsanız ben ağlamaktan ve acı çekmekten keyif alıyormuşum. Ama ruhunda hissettiklerini ancak kişinin kendisi bilebilir. Kelimelere bile dökülemez onlar.*Bazı şeyler için risk almayı artık göze alabilirim. Her deneyimden zaten bir ders çıkarmamız lazım, değil mi? Ne kadar riske girersek, o kadar öğrenebiliriz bu hayatı. Ben böyle düşünüyorum. Bu hayata da; "Bir uğrayalım dedik.", gibi bir mantıkla geldiğimizi hiç sanmıyorum. Bulmacanın tam ortasındayız ve hem hayatı öğrenmeliyiz, hem de hayatı kendimiz ve başkaları için güzel hale getirmeye uğraşmalıyız. Bu yüzden alacağımız kararlar çok önemli hale gelmiyor mu zaten? Evet, çoğu alınan karar en çok kişinin kendisinin üzerinde etkisini gösteriyor, orası kesin. Ama biz birer birey olsak bile, bir araya geldiğimizde hepimiz birbirimizi etkileriz. Karar vermek hiç kolay değil... Ben mi abartıyorum ki? Başkalarını ve sonuçlarını bu kadar düşünmemek lazım belki de...

Çok uzun yazacak halim yok ne yazık ki. Kafamda bir dolu şey var ama aynı zamanda da kafamda "kocaman bir baş ağrısı" var!
Çok sıkıldım artık. Bitirme, finaller, mezuniyet, staj vs vs vs... Beni neler bekliyor peki bunların sonrasında? Kararlarımı versem artık da, azıcık huzurlu hayaller kurabilsem!

Bir dahaki yazıda görüşene kadar,
Şayet bunu benden başka okuyan birisi olursa; kendisine iyi baksın!
"Yaşasın yaz geldi!" demek istiyorum artık!
İşte tam bu yüzden de; havanın en kısa sürede düzelmesi dileğiyle, yazımı sonlandırıyorum... ^__^

N.H.G.

Hiç yorum yok: